Get Adobe Flash player
Reklam Alani

Neden

ücretsiz yabancı dil eğitimiİngilizce öğrenme sürecinde hissedilen olumsuz duygular, zorla yenen aş gibi ya karın ağrıtıyor ya da baş! Oysa bu durumu, hayatın her alanında olduğu gibi, bakış açımızı değiştirerek keyifli olduğu kadar verimli hale çevirmek mümkün… En başta İngilizceyi ana dilimiz ile yaptığımız her tür eylemi yapabilecek bir dil olarak görmek önemli… Gün içinde ana dilimizde de sınırlı sayıda sözcükle ve dilbilgisi kuralıyla kendimizi ifade ediyoruz…. Okumaya devam et

ücretsiz yabancı dil eğitimi“Neden İngilizce konuşurken zorlanıyorum? Sıkılıyorum? İçerde neler oluyor? Yıllarca İngilizce dersleri, kurslar, özel öğretmenlerden sonra hala iş İngilizce konuşmaya geldi mi konuşamıyorum.” diye utanan, sıkılan, kendini yetersiz hisseden hatta suçlayan insan sayısı hiç de küçümsenemez. Bunun farklı nedenleri var kuşkusuz. Oldukça yaygın olduğuna inandığım bir neden, ana dilde düşünmek ve bunu öğrenilen dile çevirerek konuşma stratejisi. Yani, Türkçe düşünmek; ancak İngilizce konuşmaya çabalamak. Okumaya devam et

İngilizce kursları İngilizce öğrenme sürecini inanılmaz bir şekilde hızlandırır, hızlı İngilizce öğrenmek anlamında size büyük bir ivme kazandırır. İngilizce kurslar nerden bakarsanız bakın sizi İngilizce öğrenmek için ayrı bir disipline sokar ve size sürekli İngilizce çalışmaya motive eder. İngilizce dil kurslarında size verilen ödevleri eksiksiz olarak yapıp, tüm gün İngilizce kursunda öğrendiklerinizin üzerinden geçip tekrar etmek son derece önemlidir. İngilizce dil kursuna ilk gittiğinizde size kurumsal müşteri temsilcisi İngilizce dil kursunun yapısından, tecrübesinden ve hocalarında bahseder. Burada önemli olan sizin meraklı bir tutum içinde olup İngilizce dil kursuna ilişkin aklınızdaki tüm soruları sormanız ve sonrasında da doyurucu, size tatmin eden cevaplar alabilmenizdir. İngilizce kursuna başlamaya karar verdiğiniz anda size İngilizce dil kursunun sunduğu farklı kurs dönemleri ve saatleri içinde size en uygun olanı seçip bir an önce başlamanız, İngilizce dil öğrenmeniz açısından zaman kaybetmemek adına önemlidir. İngilizce dil kursuna kayıt yaptırdıktan sonra size İngilizce seviye sınavına tabi tutacak ve İngilizce dil seviyenizi tespit edeceklerdir. İngilizce dil kursu seviye tespit sınavı sürecinden sonra size seviyenize en uygun sınıfa yerleştirip, bulunduğunuz seviyeden İngilizcenizi daha yüksek bir seviyeye aşama aşama çekmeye çalışacaklardır. Burada işin yarısı size aittir. Bir İngilizce dil kursu ne kadar iyi olursa olsun eğer siz algı ve öğrenme kanallarınızı kapatır, kurstan sonra İngilizce çalışmazsanız, bir arpa boyu kadar da yol alamazsınız. İngilizce dil kursları size bir kapı aralar, ancak karar verip o kapıdan ilerisine geçmek ve ilerlemek size bağlıdır. Kendinizi İngilizce kursuna ne kadar çok verirseniz o kadar çok başarılı olursunuz. İngilizce kurslarda devamlılık çok önemlidir. Günümüzde İngilizce kurslarında kayıt yaptırmış birçok insanın iş, okul veya sosyal sebeplerle düzenli olarak devam etmediğini gözlemlemekteyiz. İngilizce kursuna 1 gün bile gitmemeniz çok şey fark ettirir, size hem öğrenme hem de motivasyon açısından geriye götürür. İngilizce kursu için yapacağınız 1 günlük devamsızlık bir başka gün için de devamsızlığı peş peşe domino taşları gibi getirir. Olan İngilizce dil kursu için verilen / yatırılan paraya olur. İngilizce kursuna 1 gün bile olsa gitmemek demek parayı sokağa atmak demektir. Siz siz olun İngilizce kurslarında devamlılık konusuna dikkat edin, İngilizce derslerini hiçbir şekilde aksatmayın. İngilizce dil kursları ile İngilizce öğrenmeye devam ettiğiniz takdirde tıpkı bir çocuğun göz açıp kapayıncaya kadar büyümesi gibi, siz de İngilizcenizin geldiği aşamaya inanamayacaksınız.

İngilizce dil kursları size ihtiyacınız olan İngilizceye sahip olmanızı sağlayacak en azından bunu çok daha kolaylaştıracaktır. İngilizce dil kursu işini eğer maddi olanaklarınız elveriyorsa ciddiye alıp kendinizi yazdırmanız, daha güzel bir geleceğe atacağınız en büyük adımlardan biri olacaktır. İngilizce kursları size ihtiyacınız olan İngilizce dil bilgisi ve grameri vermekle kalmayacak, size belli ölçülerde konuşma pratiği de kazandıracaktır. İngilizce dil kursları tüm yönleriyle incelenmeli, gerek fiziki şartları gerekse de İngilizce eğitim programları iyi değerlendirilmelidir. İngilizce kursu evinize, okulunuza ya da işyerinize yakın olmalı, bir de İngilizce kursuna gideceğim diye trafikte ekstra zaman kaybınız olmamalıdır. İngilizce kurslar Türkiye’nin her yerinde bolca mevcut olup, saygın bir eğitim kurumu olma şartının yanı sıra o İngilizce dil kursuna daha önceden katılmış bir kişi ile konuşmanız, İngilizce dil kursunun kalitesini anlamanız için önem taşır. Deneyimler İngilizce kursları konusunda kritiktir. İngilizce dil kursları İngilizce eğitimi konusunda mutlaka tecrübeli olmalıdır. İngilizce eğitimi bir ekip işidir ve İngilizce hocasından İngilizce kurs yöneticisine, lojistik şartlarına kadar her konu detaylı olarak incelenmesi gereklidir.

İngilizce dil kursları çeşit çeşittir. Her bir İngilizce kursunun kendi artı ve eksileri vardır. Önemli olan İngilizce kursları konusunda iyi muhakeme yapabilmek artısıyla eksisiyle her İngilizce dil kursunu etraflıca değerlendirip birbirleriyle sağlıklı bir karşılaştırma yapabilmektir. İngilizce dil kursları açısından fiyat mutlaka dikkate alınması gereken bir parametredir. Ekonomik İngilizce öğrenmek mümkün olabildiği gibi; bazı durumlarda da o meşhur İngiliz atasözünüzü hatırlamak önemlidir: Ucuz mal alacak kadar zengin değilim. İngilizce kurslarındaki fiyatlar bazen aldatıcı olabilir, bu sebeple fiyatın içine neler dahil olduğunu çok iyi öğrenmek gerekir. Aksi durum bazı İngilizce kurslarının astarı yüzünden daha pahalıya gelmelerine yol açabilir. İngilizce kursları konusunda iyi bir fiyat analizi yapılmalı ve bu analizi yaparken de mutlaka bir uzmana danışılmalıdır. Sizin kendi başınıza İngilizce kursu için vereceğiniz karar birçok parametrede sağlıklı bir karar olmayabilir. İngilizce kursları konusunu çözdüğünüz ve karar verdiğiniz noktada içiniz çok rahat olmalı ve en ufak bir tereddüt yaşamamalısınız. Çünkü İngilizce kursu için vereceğiniz karar sizin İngilizce dil eğitiminizi şekillendirecekti. Bu seçimin doğru bir seçim olması İngilizcenizin çok daha ileri seviyelere yükselmesine ön ayak olacaktır. İngilizce dil kursları konusunda yapılabilecek olası yanlış tercihler ise sizi maalesef geriye götürme riskleri taşıyacaktır. İngilizce dil kurslarının bu kadar çok sayıda olduğu bir ülkede doğru tercihi yapmak kolay olmamakla birlikte seçim sürecini 360 derece değerlendirmeniz durumunda hızlı ve sağlıklı bir İngilizce öğrenmeniz mümkün olacaktır.

Günümüzde bir ve ya birkaç yabancı dil öğrenmek ve bu dili doğru ve akıcı bir şekilde konuşmak hayatın çeşitli alanlarında neredeyse olmazsa olmaz kural haline gelmiş durumdadır.
Dünyanın her tarafında milyonlarca insan bir yabancı dil öğrenmek uğrana çok büyük uğruna çok büyük oranda maddi güç , enerji ve vakit harcamaktadır.Yabancı dil öğrenmek uğruna gösterilen bu büyük çabaya rağmen ,büyük oranda alınan netice tatmin edici olmaktan uzak olup,harcanan çaba ,enerji ve zamanın boşa gittiği düşünülmektedir.Bu şekilde tatmin edici sonuçlar alınamamasının pek çok sebebi vardır.Fakat en önemli neden olarak karşımıza ,dil eğitiminde kritik dönemin atlanması çıkmaktadır.İnsanlar yabancı dil ile ancak kritik dönemden (0-6 yaş) sonra karşılaştıkları için söz konusu dili istenilen düzeyde öğrenmek onlar için oldukça zor olmaktadır. Bugüne kadar yapılan birçok araştırma , ikinci dile başlama yaşının , söz konusu dili öğrenmede en belirleyici etkenlerin başında geldiğini göstermiştir.

Çocuklar için 0-6 yaş arası dönem yabancı dil öğrenme açısından hayati öneme sahiptir. Doğumdan itibaren 5 yaşına kadar çocuğun beynindeki nörofizyolojik mekanizma çok faildir.Çünkü çocukların bu yaşlar arasında duydukları ve gördükleri her şeyi sünger gibi emen bir beyinleri vardır.Çocuk duyduklarını adeta bir kasete kaydedercesine beynine kaydetmektedir.Bu dönemden sonra bu mekanizma özelliğini kaybetmekte ve kayıt özelliği sona ermektedir. Kayıt özelliği sona ermeden önceki dönemde çocuklar bir dili daha hızlı öğrenmekte ve daha akıcı bir bir şekilde konuşabilmektedirler. Hatta çocuklar 5 yaşına kadar dil öğrenebilme özelliğine sahiptirler.

Anaokulu öğrencileri yabancı dili,özellikle ikinci bir dilin telaffuzunu ve tonlamasını,en rahat ve mükemmel bir şekilde öğrenebilecekleri yaştadırlar.Biyolojik kaynaklı araştırmalar beynin erken yaşlarda çok hızlı geliştiğini ve 7 yaşına kadar bu bu hızlı gelişimin devam ettiğini,bu sebeple yabancı dil eğitiminin beyin gelişimini tamamlamadan önce başlaması gerektiğini belirtiyorlar.Beyin gelişimi tamamladıktan sonra yabancı dil eğitimi başlarsa,cümle kurmada hatalar artmakta ve telaffuzdaki yanlışlıklar ömür boyu devam etmektedir.

“Neden İngilizce konuşurken zorlanıyorum? Sıkılıyorum? İçerde neler oluyor? Yıllarca İngilizce dersleri, kurslar, özel öğretmenlerden sonra hâlâ iş İngilizce konuşmaya geldi mi konuşamıyorum.” diye utanan, sıkılan insan sayısı hiç de küçümsenemez. Bunun farklı nedenleri var kuşkusuz. Oldukça yaygın olduğuna inandığım bir neden, ana dilde düşünmek ve bunu öğrenilen dile çevirerek konuşma stratejisi. Yani, Türkçe düşünmek; ancak İngilizce konuşmaya çabalamak.
Bu bir alışkanlık mı? Neden böyle bir strateji izlenir? Bu kişiler yaptıklarının farkındalar mı? Bir kişinin Türkçe düşünüp İngilizce konuştuğunu nasıl anlarız? Bu kişilerin İngilizce düşünebilmek için ne yapmaları gerekir?
Ana dilde düşünme ve bunu, konuşulmak istenen yabancı dile çevirme stratejisini kullanan kişiler konuşmalarına başladıklarında uzun, karışık, anlamsız söz dizinleri kullanırlar. Oldukça yavaş, düşüne düşüne konuşurlar. Çoğunlukla sözcük ve cümle aralarında “aa..ııııh…” gibi boşluk doldurucular kullanırlar. Çünkü bir yandan konuşurken diğer yandan ne diyeceğini düşünür ve orada kullanacağı sözcük veya kalıbın İngilizce nasıl söyleneceğini bulmaya çalışırlar. Sürekli “İngilizce olarak bu nasıl söylenir? Şu sözcük ne demektir?” diye düşünmektedirler. Bu durumda zihin çok işlem yapmaktadır. Bu nedenle hem düşünceye odaklanamaz, hem de çeviri yaptığı diller -Türkçe’den İngilizce’ye- birbirinden yapısal anlamda çok farklı olduğu için gramer olarak yanlış, hatta zaman zaman gülünç ifadeler ortaya çıkabilir. Çok bilinen bir örnek vardır bununla ilgili. “Morning morning where are you going? I am going to the circle.” Bu kişiyle İngilizce iletişim kurabilmek oldukça sıkıcı olduğu gibi başarısızlıkla sonuçlanır. Konuşan kişi kendini yeterince ifade edemediği için ana dilinde konuşmayı yeni sökmeye başladığı yıllardakine benzer bir ruh hali yaşar. İngilizce konuşulan ortamlarda yetersizlik duygusuna kapılabilir. Bu durum bir iç çelişki yaratır. Anadil deneyimleriyle donanmış nöronlar durmadan düşünce üretirken, bunun dışavurumu tam olarak gerçekleşemez. Yani kendimizi dış dünyada tam olarak gerçekleştiremeyiz veya temsil edemeyiz. Bu kişilere “İngilizce düşünün.” dediğiniz zaman bunu nasıl yapacaklarını bilemezler. “Nasıl yani ???..” diye sormadan edemezler.
Niye İngilizce düşünmeli?
Çünkü, düşünme ve konuşma aynı sistemin parçalarıdır. Bir bütünün parçaları arasında uyum olmazsa, sistemde problem yaşanır. Yani düşünme dili ile konuşma dili aynı olmalıdır. Böylece konuşma hızlanacak ve anlam bütünlüğünü bozacak hatalar yapılmayacaktır.
Farkında Olmadan Öğrenme (unconscious learning)
Öğrenmenin yüzde 20’si bilinçli bir şekilde okul, kitap, öğretmen yoluyla gerçekleşirken, yüzde 80’i farkında olmadan yapılan bilinçdışı kayıtlar ile gerçekleşir. Ana dilimizi de bu şekilde öğreniriz. Beynimiz, biz farkında olmadan ana dilimizi, konuştuğumuz ortamda milyonlarca işitsel ve görsel veriyi kaydeder. İnsan sesleri ve onlar ile ilintili renk, koku, duyguların hepsi birlikte biz farkında olmadan kaydedilmektedir. Beyin bu veriler üzerinde “aynı”, ” farklı”, “…öyleyse….” mantığını kullanarak duyduğu seslerden oluşan sistemi, yani dilin şifresini çözer. Bir süre sonra öncelikle bize söylenenleri anlamaya, sonra da konuşmaya başlarız.
Yeni bir dil öğrenmeye başladığımızda belleğimizde bu dil ile ilgili yeni bir klasör açılır. Bunu bir bölgede yer kaplayan alana benzetelim. Bölge belleğimiz olsun. Bu bölgede elbette ki anadil alanımız daha büyük yer kaplamaktadır. Sonradan öğrendiğimiz dilin kapladığı alan daha küçüktür. Düşünmek için düğmeye bastığımızı varsayarsak daha büyük olan alan daha baskın olur. Böylece düşünme anadilde gerçekleşir. Bir iletişim ortamında bize İngilizce olarak söyleneni anlarız. Ona cevap vermek için, zihnimizde anadilde düşünürüz. Sonra bu düşündüğümüzü tekrar İngilizce’ye çevirmeye kalkarız.
NELER YAPILABİLİR ?
Ana dilini konuşan insanlar ile sonradan öğrenilen dili konuşanlar arasındaki en önemli farklardan birisi şudur: Ana dilini konuşan insanın kendisini ifade edebilmek için çok seçeneği vardır. Yüzlerce farklı biçimde kalıp kullanabilir. Seçenek zenginliğine sahiptir. Sonradan öğrenilen dil kullanılırken ise öğrenilmiş kalıpların dışına çıkılamaz. Dolayısıyla seçenekler zengin değildir. Bu nedenle gerek sözel, gerekse yazılı ifade becerisinde kişi sınırlı düzeyde kalır.
Tekrar “alan” metaforuna dönersek, öğrenilmiş dilin bellekte kapladığı alanın sınırlarını ne kadar genişletirsek, o dilde düşünmek o kadar mümkün olur.
Yani “farkında olmadan öğrenme” süreci zenginleştirilmelidir.
Bunun için neler yapılabilir?
Öğrenilen dilin konuşulduğu ülkede bulunun
Bir dili öğrenirken o dilin konuşulduğu ortamda olmak çok önemli. Öncelikle anadilimizi nasıl öğrendiğimizi hatırlayalım. Beynimiz biyolojik olarak dil öğrenmeye programlanmıştır. Doğal olarak, verilen kalıpları algılama ve bunları ayrıştırarak depolama, anlamlandırma yetisine sahiptir.
İşte bu nedenledir ki, biz ana dilimizi öğrenirken hiçbir özel çaba sarf etmedik. “Bilinçli öğrenme” süreci olmadan, hiçbir endişe ve kaygı duymaksızın dinledik tüm söylenenleri. Dolayısıyla anadilimizi kazandık.
İkinci dilin bellekte kapladığı alanı genişletebilmenin yollarından birisi, öğrenilen dilin konuşulduğu ülkeye gitmek, orada bir süre yaşamaktır. Sokakta, alışverişte, otobüste her yerde İngilizce konuşulan bir ortamda bulunun. Ben İngiltere’ye ilk kez 1989 yılında gitmiştim. Heatrow’daki alanda görevli iki hizmetli kendi aralarında konuşuyorlardı. Şok olmuştum. Bizim yıllar süren çalışmanın sonunda gelemediğimiz düzeyde bir İngilizce’yi büyük bir doğallıkla konuşuyorlardı. Bu nedenle, İngilizce öğrenmek isteyenlere önerim, İngilizce konuşulan bir ülkede kısa veya uzun bir süre kalmaları olacaktır.
İngilizce TV, film izleyin
Dinleme sürecinde mümkünse kulaklık kullanın. Böylece beyniniz, işitsel dikkatiniz dağılmadan doğrudan kayıt yapabilir. Bu sırada filmi anlamayabilirsiniz. Hiç önemli değil. Unutmayın, beyin doğal olarak dil kalıplarını bir süre sonra ayrıştırma, benzetme becerisine sahiptir. Siz dinlemeye devam edin. Bir süre sonra hiç anlamadığınız uzun bloklar halindeki söz dizinleri kendiliğinden, anlayabildiğiniz daha küçük parçalara ayrılacaktır. Film izlerken hoşlandığınız dil kalıplarını yazacağınız bir defteriniz olsun. Bunları not alın ve filmde duyduğunuz tonlamayla tekrarlayın. Bunları yeri geldikçe kullanmaya özen gösterin. Aynı filmi birden çok kez izleyin. Filmin sesini kısın. Kişilerin ne söylediklerini hatırlamaya çalışın, seslerini zihninizde canlandırın. Filmdeki kişilerin ne dediği kadar nasıl söylediği de çok önemlidir. Bu nedenle kişilerin beden dillerine, mimiklerine, tonlamalarına, özellikle dudak hareketlerine dikkat edin. Yeni öğrendiğiniz dil kalıplarını onlar gibi konuşarak yüksek sesle prova edin, tekrarlayın. Kendi kendinize konuşun. Mümkünse kendi sesinizi kaydedin. Dinleyin. Filmdeki ile kıyaslayın. Mükemmelliği yakalayana kadar devam edin. Film ekranını görmeyecek şekilde oturun. Sadece sesleri dinleyin. Seslerden hangi sahne olduğunu zihninizde canlandırmaya çalışın. Çıkaramadığınız durumlarda ekrana bakabilirsiniz. Tüm bu alıştırmalar keyifle tek başına yapabileceğiniz alıştırmalardır.
İngilizce Şarkılar öğrenin
Şarkı sözlerinin anlamlarını araştırın, öğrenin. Şarkı sözlerini yazın. Ezberleyin. Birlikte söyleyin. Söylerken anlamını düşünün. Ne kadar çok şarkı öğrenirseniz dil alanınızın sınırlarını o kadar geliştirirsiniz. Özellikle sağ beyin işlevi olan ritim/müzik zekâsı ve ritim hafızası, sol beyin işlevi olan sözel zekâ ve hafıza ile birlikte tetiklendiğinde öğrenme çok uzun dönemli olarak gerçekleşir. Bu anlamda, şarkılar ile dil becerinizi geliştirmek sizin için hem çok zevkli, hem de beyin uyumlu bir tekniktir. Sonuç ise mükemmeldir.
İngilizce Konuşabileceğiniz Ve Duyabileceğiniz Ortamlarda Bulunun
Ülkemiz bu açıdan bir cennet. Özellikle Akdeniz ve Ege kıyılarımız bu açıdan bize çok zengin seçenekler sunuyor. Ben çocuklarım için yaz tatillerimi son 8 yıldır özellikle İngiliz turistlerin yoğun olarak bulunduğu bölgelerde yapıyorum. Son 3 yıldır ise işletmesini bir İngiliz şirketin yaptığı otelde geçiriyorum. Böylece çocuklarım her yerde İngilizce duyuyor. İngiliz yaşıtlarıyla arkadaşlık yapıyorlar. Plajda gözlerimizi kapatıp güneşlenirken alfa duruma geçmiş beyin dalgalarımız, dışarıdan gelen İngilizce konuşmaları hiç tereddüt etmeden beyne kaydediyor.

Okuyun
İngilizce kitap, dergi, gazete, broşür ne bulursanız okuyun. Yanınızda tıpkı film seyrederken olduğu gibi küçük bir cep defteriniz olsun. Beğendiğiniz ve kullanabilmeyi istediğiniz dil kalıplarını, sözcükleri içinde bulunduğu cümle ile birlikte defterinize yazın ve tekrarlayın. Bir kalıp veya sözcüğün sizin olması demek, onu uzun dönemli hafızaya atmış olmanız demektir. Bellek ile ilgili araştırmalar, yeni bir bilginin uzun dönemli belleğe yerleşebilmesi için en az 7 kez tekrar edilmesini gerektiğini belirtir.

Sözlük Kullanmayı Öğrenin

Mutlaka İngilizce’den-İngilizce’ye sözlük kullanın. “Nasıl olacak?” dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü bu, benim çok sık karşılaştığım bir sorudur. Öncelikle seviyenize uygun bir sözlük alın. Evde bulunan herhangi bir sözlük işe yaramayabilir. Sözlük, dil seviyenizin çok üzerinde olursa bir sözcüğün çok farklı anlamları ile karşılaşabilirsiniz. Hatta açıklamasını anlamak için tekrar sözlüğe gerek duyarsınız. Bu nedenle pek çok kişi, İngilizce karşılıklı sözlüğe bakmaktan nefret eder. Çünkü anlamaz. Oysa seviyeye uygun sözlük alınırsa bu durum oltadan kalkar.
Sözcüklerin yanında parantez içinde phonetic transcription (ses alfabesi) vardır. Bu bilgi, genelde sözlüklerin ön sayfasında açıklamalı olarak verilir. Bunu iyi kullanırsanız, öğrendiğiniz yeni sözcüğün nasıl telaffuz edildiğine de vakıf olursunuz. İngilizce, yazıldığı gibi okunan bir dil olmadığı gibi vurgulaması da ana dilimizden farklıdır. Yanlış vurgu, sözcüğün anlamını değiştirebilir. Bir kelimenin anlamına bakarken, vurgunun hangi hece üzerinde olduğuna dikkat edin. Örneğin çok temel sözcükler olduğu halde hala hotel, garage, photographer, museum sözcükleri vurgu hatası yüzünden çok yanlış söylenmektedir. Denemek için isterseniz bir sözlüğe bakın. Bakalım siz vurguyu doğru kullananlardan mısınız?
Kelimenin tekil, çoğul hali, yapım ve çekim ekleri, hangi sözcük öbeğiyle kullanıldığı gibi çok değerli bilgileri de sözlükte bir bakışta görebilirsiniz. Sözcüğün İngilizce açıklamasıyla birlikte örnek cümle verilmesi, öğrenen kişinin yazının başında vermiş olduğum bölge-alan metaforunda sözü edilen İngilizce alanını genişletecektir.

OLUMSUZ İNANÇ VE DİL KALIPLARI
Olumsuz inanç ve kendinize dair ket vurucu dil kalıpları da İngilizce konuşmanın önündeki bir diğer engeldir. Geçmişte yaşanmış olumsuz bir deneyim, arkadaşların yapılan hataya gülmesi, öğretmenin hata yapıldığı zaman kızması, sabırsızlık göstermesi, hatanın düzeltilme biçimi, anne babanın “Bu kadar para verip özel okula gönderiyoruz, hâlâ konuşamıyorsun.” şeklinde konuşması gibi farkında olmadan yapılan kimi hatalar, bazı kişilerde yetersizlik duygusu ve kendine güvenin yitirilmesine yol açar. Kağıt üzerinde İngilizce bilgisi yeterli olmasına rağmen konuşma güçlüğü çeken kişi sayısı çoktur. Bu durum, bir tür sahne fobisine benzer. Bu kişiler, herkesin kendilerini dinlediği, bu nedenle hata yapacakları, gülünç duruma düşecekleri korkusunu yaşarlar. Bu tür korkuları aşmak için hataya bakış açısını değiştirmek gerekir.
Hata yapmanız, öğrendiğinizi gösterir. Hatalar sizin rehberinizdir, sizi yönlendirir. Hangi alanda hata yapılıyorsa o alan güçlendirilecek öncelikli alandır. Bu arada, beyin tesadüfî hatalar yapar. Bu çok doğaldır. Bunları bir süre sonra kendi kendine düzeltir. Doğru kayıtları aldıkça, yanlışları ayıklar. Siz beyne doğru kayıtlar vermeye devam edin.